
EY ÇOCUK !!!
Zaman akıp giderken kendine has seyriyle, başaklar büyüttü beraberinde, tomurcuklar yeşertti, baharlar beledi rengarenk kundaklara.
Öyle tatlı, öyle heyecanlı gündoğumları serdi ki kapı eşiklerine, haydi dedi bütün güllere, haydi açın artık. Haydi ey kelebekler, uçun artık. Işığın yedi rengiyle beraber yedi iklim ışıdı minik yüreklerde, yedi hayal yattı düş kenarlarına, yedi umut uyandı sabahın seherinde.
Bir kardelen gibi ilk nabız atışlarında terü taze heyecanlar demlendi. Yarım eksik dualara duru temenniler katık oldu. Ve başladı bu hikaye.
Ey gözlerinde mehtabın soluklandığı çocuk, bakışlarında yüreklerin ısındığı, gülüşlerinde bahar esintilerinin gezindiği……
Ey körpe yüreğinde yalınayak yürünesi çocuk, gözlerinde masumiyet soluklanası, avuçlarından rüzgar derilesi…..
Ey tertemiz alemlerden emanet gelen melek, yürek duruluğu, gönül azizliği…. Ve ey çocuk, sana şimdi bütün kelimeler, bütün sesler, nefesler…..
Aydınlık yarınlar savursun saçlarını. Kalbinin tertemiz sayfalarına, yaldızlı harfler işlesin geleceğin umut türkülerini. Ve sen büyürken ağaca yeminli filizler gibi, hayallerin rehberin olsun hep, geleceğin hayallerin olsun. Umutların bir çift güvercin kanadı gibi, uçursun seni aydınlık yarınların ıtır kokulu bahçelerinde.
Bir kar tanesi duruluğunda, bir çiğ damlası saflığında, bir kelebek kanadının renk cümbüşünde, hayatın tatlı atmosferi çevrelesin her yanını. Gülen gözlerinden ilham alsın şiirler, güneş yüzünün aydınlığı gibi doğsun her sabah, gece rüyalarını saran bir kundak olsun.
Başladığı gibi tertemiz sürmeli bu masal, kötülükler olsa da her sokak başında, kötüler kazanmamalı asla. Ve sen de, kötülüğe değmeden parmakların, bakışların kirlenmeden hiç, hiç dikenler büyütmeden yüreğinde, yürümelisin öylece ışığa doğru. Büyümelisin öylece.
Öyle ya…. Bir anne azizliğinde kundakladı seni geceler, bir baba şefkatinde sakındı her acıdan, bir öğretmen duruşunda şekillendirdi. Avuçların nasırı vardı mayanda bilesin, yüreklerin sızısı vardı, bakışların sarıp sarmaladığı duaları vardı. Ve sen vardın ey çocuk. Ürkek tavırlarınla, tanıma derdinde olduğun koca dünyada, sahipsiz değil fakat, bir başına değil, senle beraber niceler vardı. Ve sen vardın ey çocuk. Ağlasan inan melekler de ağlardı.
Şimdi bak, büyümedesin zamanla beraber, mekanla beraber yürümedesin. Tanıdık her yüzle çoğalmadasın sen de, her sesle artmada sesin, gürleşmede. Ve sen de başka bir rengi olarak bahçelerin, ıtır kokuları yaymadasın her yana, umut türküleri işittirmedesin. Ne mutlu sana.
Bazen kıracaksın belki, acıtacaksın gönülleri, yaralayacaksın. Sana yakışmayacak yaptıkların, aydınlığına gölgeler düşürecek, yarınlarına engeller koyacak. Tutunacak bir şefkat eline muhtaç kaldığın o an, bilesin ki etrafında onlarca şefkat eli bulacaksın. Düştüğünde kaldıracak seni, hatalarında çıkış yolları gösterecek, umutsuzluğuna ışık olacak onlarca el. Biri de ben olacağım ey çocuk, biri de ben. Bir kutsal emanet gibi, güvercin titreyişli bakışlarımla saracağım seni, en körpe hayallerimle sarmalayacağım etrafını. Ters esen rüzgarlar elinde gövermene müsadem olmayacak hiç. Bırakmayacağım kimsesizliklere. Baba yarısı olmanın hevesiyle, anne sızısı çekercesine etrafını kuşatacağım hep. İlk öğretmenim deyişinin sıcak ikliminde eridiğim günler geçmişte kalmayacak hiç, eskimeyecek hatıralar, unutmak olmayacak asla.
Şimdi zaman bir ikindi vaktinin hüznünde seyretmede. Bir hikaye doldurmada ömrünü. Ve sen büyümedesin fütursuzca. Umutlarını büyütmedesin, ve hayallerini de. Ama yanı başında beni bulacaksın daima, uzağına varmayacak adımlarım. Ve ey çocuk en güzel rüyan ben olacağım.
Şimdi sana şiirler dermenin vakti midir, vakti midir rüzgardan bahar şarkıları devşirmenin, vaktidir elbet. Bu hayat senin.
Ama çocuk, ola ki büyürken kaybedersen içindeki masum kelebeği, duruluğunu yitirirsen ve sevmenin yerini başka duygulara bırakırsan, unutmalar başlarsa eğer, o zaman bir yabancı gibi silinip gider ayak izlerim.
İşte o zaman ey çocuk, karanlığını ışıtacak mum alevleri aradığında, yolları gözetlediğinde yok mu bir çıkış diye, hatıralarına sarıl yeniden ve ben, bir ışık süvarisi gibi, bir umut yolcusu gibi düşeyim aklına. Belki bir güvercin olayım, kanadında hayallerinin gezindiği. Belki bir martı çığlığı, geleceğin ayak seslerini işittiğin. Belki doru bir at, yelelerinden tutarak aydınlık yarınlara doğru koşturduğun. Ve belki, Bir şiir olacağım her kelimesine yüreğini gizlediğim, her mısrasına gözlerini sakladığım, her okunuşunda seni solukladığım.
Aslında biliyorum. Çabuk unutacak çocuk yüreğin yüzümün çizgilerini, sesim çabuk silinecek kulaklarından ve başka yüreklere açacaksın pencerelerini Silinip giden ayak izlerimle, ben de başka yüreklere yelken açacağım belki, ama unutmak yok bana, hatıraları eskitmek yok, yok seni büyütmek yüreğime. Hep bildiğim gibi, hep öyle masum kalacaksın gözlerimin önünde. Koridorlardaki ayak seslerinle biraz, bahçedeki koşuşturmanla, her sabah bıkmadan usanmadan kapılarda bekleşen, günaydın deme hevesindeki ışık dolu gözlerinle yüreğimin bir yerinde yaşayacaksın. Ve hep öyle duru ve hep öyle masum kalacaksın içimde.
Ey çocuk, şimdi iyi duy beni, bütün yüreğinle, kelimelerimin savurduğu hakikat ifadelerine ver kulaklarını. Herhangi biri değilsin sen, öyle sıradan, öyle alelade değilsin. Seni bir inci tanesi bildim hep, en kıymetli mücevherlerin derildiği. Koca koca çınarların filizi bildim, dalları bulutlara uzanan.
Ve kışın en çetin zamanlarında bir kardelen çiçeği bildim, baharın müjdesini veren. Emanet alınmış bir gelecek bildim, memleket türküleriyle büyütüp, ana gibi, baba gibi, can gibi vatanını sevesin diye.
Ama bir yanın güçlü hep,bir yanın dik, gururlu…. Herkesin zamanın bir yerinde, yolunu şaşırmış giderken kaybetme mevsimine doğru, karşılarına dimdik çıkıp, dönün geriye diyebilen.
Herkesin doğruyla yanlışı birbirine karıştırıp, yalanlar etrafında ömür tükettiği bir yerde, güneşin aydınlığı gibi gerçekleri ortaya koyabilen. Ve herkesin umudunu kaybedip, hayatı gölgeler arasında yaşadığı bir demde, yarınların aydınlık iklimini duyurabilen. İşte böyle güçlü, dik, cesur.
Ama toprak gibi yine de, herkese can olabildiği halde başı göklerde değil, mütevazi işte.
Şair dualarını işit çocuk. Hani diyor ya:
Memleket isterim Toprak yeşil, gök mavi, tarla sarı olsun Kuşların, böceklerin diyarı olsun
Memleket isterim Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun Kış günü herkesin evi barkı olsun
Memleket isterim Yaşamak sevmek gibi gönülden olsun Olursa bir şikayet ölümden olsun
Amin diyelim beraber Beraber büyütelim bu memleketi Beraber yeşersin umutlar, yarınlar birlikte kurulsun. Sen başardıktan sonra hayallerini birer birer, varsın unutulmak benim ödülüm olsun. Varsın unutulmak benim ödülüm olsun.
Bir Öğretmenin Dizelerinden :14 Ekim 2009-Isparta
|