Gelmek, bekleyiş bir raddeye gelince, tahammülün sınırları aşılınca güzeldir. Ruh yana yana kavrulunca, kavrulacak ruh kalmayınca hoştur. Bekleyiş, insanı bir baştan bir başa esir alınca tatlıdır gelmek. Gelivermek ötelerden baharın bir çiçeğin vücuduna yürüdüğü gibi. Gurbet gönle bir diken olup batınca ve usul usul kanatınca onu, şifadır. Ve gelmek, can yoldaşıyla güzeldir. Can yoldaşı dediğim belki kadim düşmanı. Zehrin panzehiri, yağmurun çorağı, yakının ırağı. Gelmenin böylesi kardeşi elbet gitmektir. Gitmişse Sevgili ötenin de ötesine, aşılmazların da ardına geçtiyse, varılmaz mesafelerin bağrında konakladıysa güzeldir gelmek. Hicranın kavurduğu yanmış bağra bir damla ab-ı hayattır. Söndürmektir yanan ateşi. Varmaktır varılmaza. Aşmaktır aşılmazı. Gitmeyi de sevdiren böyle bir gelmektir, okyanus ötesinden, bir sabah, ansızın… Ve gelmek son defa olunca güzeldir. Gitmek denen fiili yerin yedi kat dibine sokunca, unutulanların da arasında unutturunca sefadır. Lügatten, zihinden, kalpten, yeryüzü üzerinden silinince o gaddar kelime öylece vefadır. Sevgili son kez, bir kere, dahası olmamak üzere gelmişse güzeldir. Vuslat, sonsuzluğun bağrında boy verince berekettir. Gitmek, gurbet zehrini yedeğine alıp bizim diyarlardan kendisiyle beraber gidince affedilir. Eskilerde kalınca, dostla beraber anılınca, yitik bir anı gibi maziye yakalanınca sevilir. Gönül bu zehre gayrı dayanamaz. Böyle bir kere daha yanmaya katlanamaz. Gurbet uykusundan gayrı uyanamaz. Ve gelmek, usul ama derinden, sakin fakat yürekten akan ırmaklara benzeyince güzeldir. Benliğini yollara sererek, ruhuyla, canıyla, bütün azalarıyla bekleyeni, vuslat müjdesini kaygısız bir ağızdan duyuverince görün. Onun nasıl kendinden geçtiğini görünce anlarsınız bekleyişin haddini hesabını… Şüphesiz ansızın çalan kapının önüne yığılıveren âşık pek muhteşem anlatır sevginin değerini. Sevinçten duran kalp ne müessir bir anlatıcıdır… Ve gelmek, en çok da gelene güzeldir. Su yanana, ateş soğuk vurmuşa hoştur. Çilenin aslını da gurbete düşen çekmiştir. Her anını zehir gibi içine çektiği ağyar zulmünü yaşayan bilir. Yangını yanmışa sormalı. Gayrisi halin bilmez. Acıyı çeken bilir, etraftaki teskin ediciler, teselli vericiler işin yalnız lafını eder. Acıyı lokma lokma, dirhem dirhem ruhuna dizen, kanında bilen, asıl yanıcı odur. Ateş yalnız ve yalnız düştüğü yeri yakar. İşte gelmenin de değerini uzaktakine sorun. Manasını kâmil manada ancak o bilir. Bizim uzaktan döktüğümüz laf kırıntılarına değil gelmesi beklenen, vuslat sayıklayan Sevgili’ye sormalı. Ve gelmek, bir çift göz varsa güzeldir. Yolunu gözleyen, kanlı yaşı gönüldeki odlara saçan, zifir karanlığı gecelerde uykuya geçit vermeyen gözler… Gelen özler, bekleyen de özlerse; şiir o zaman ‘tamam’ olur. Biri eksik kalınca kafiyesi uymayan yapmacık şiirlere benzer ki dinleyenin kulağını tırmalar, ruhu ezer, gönlü üzer. Bekleyen binlerceyse, o zaman şiir destan olur, hasret okyanuslar aşar, sevda türküleri mesafeleri tüketir. Maddi olan hiçbir bent, set o hasretin önünde duramaz. Yıkılır, savrulur gider… Ve gelmek, hep güzeldir, illa ki güzeldir, muhakkak güzeldir. Daima, her zaman, yine de güzeldir. Güzel hep güzeldir. Ve gelmek, Sevgili, gelmek, sen gelince güzeldir…
Derlemelerim : 22 Kasım 2009-Isparta
|